Ara

ATIKSIZ YAŞAM MOTİVASYONUM



Sanırım bir kez doğayla ilişkinizi düşünmeye başladığınızda devamı da geliyor. Doğa yürüyüşlerine başlamak benim dönüm noktamdı. Doğayla bağımı hem sorgulayıp hem de yeniden kurarken yıkımları fark etmekte kaçınılmaz oldu.


Gittiğimiz rotalarda şunu gördüm; insanın kolayca ulaşabildiği her yer zarar görüyordu. Taşlara, ağaçlara anlamsızca yazılan yazılardan tutun, orada neden olduklarını bir türlü idrak edemediğim çeşitli çöpler her köşeyi mesken tutuyordu. Yükseklere çıktıkça yani insandan uzaklaştıkça sanki her şey güzelleşiyor, normalleşiyordu. İşte orada, yani şehirden uzaklaşıp biraz nefes almak için gittiğimiz dağ başlarında, şehirdeyken fark etmediğimiz ve her an çoğalmasına hizmet ettiğimiz çöp yığınlarımızı görmek düşündürüyordu ve düşündürmeliydi de.


Üzerinden neredeyse 4 yıl geçtiği için bu sorgulama sürecinin detaylarını hatırlamıyorum. Ama bir gün Lauren Singer’ın dört senede sadece bir kavanoz çöp çıkardığını anlatan videosuna denk geldiğimi ve sonrasında sıfır atık kavramını araştırmaya başladığımı hatırlıyorum. Sonra bir gün termosumu ve mataramı yanıma aldım. Ve şu tweeti atmıştım.


O günden beri her gün daha az atık çıkarmak için çabalıyorum. Yanımda matara taşımakla başladığım atıksız yaşam yolculuğum 1,5 senedir devam ediyor. Aşama aşama pek çok alışkanlığımı değiştirdim ve hala yolum var. Haftada sadece 4-5 pet şişeyi reddettiğimi düşünürsek bu zaman diliminde ortalama 350 pet şişeyi çöp olmaktan kurtarmışım demektir. Buna bir de pipet, karton bardak, plastik poşet ve ambalajlar gibi çok çeşitli atıkları eklersek hiç de az bir çaba olmadığını söyleyebiliriz sanırım.


Bu farkındalık yanında ‘daha iyisini yapabilirdim’ suçluluğunu da getiriyor. Kullandığınız plastikleri yiyen kuşları, kaplumbağaları düşünerek vicdan azabı çekmek kaçınılmaz oluyor. Günün sonunda işi abarttığım için potansiyelimin üstünde değişimi göğüslemeye çalıştığımı fark ettiğim zamanlar oldu. O zamanlarda usulca ortayı bulmaya çalıştım. Yani kendinize eziyet etmeyin, değişimi aşama aşama kucaklayın. Eh biraz vicdan azabının da işin doğasında olduğunu, sizi harekete geçmeye iteceğini unutmayın.


Evet, kolay değil. Akıntıya karşı kürek çekmek, her gün bakkala, çakkala, manava, kahvecideki çalışana hayır demek kolay değil. Ama yapılabiliyor ve yapıldığında da bu hayırlar çok güçlü hissettiriyor. Bir arkadaşım bunu biraz vicdan mastürbasyonu olarak gördüğünü söylemişti. Bu gibi çabaların çok da bir şeyi değiştirmeyeceğini, asıl devletin çeşitli önlemler alması gerektiğini söyleyen başka pek çok insan da oldu.


Evet, belki işin idealinde devletin her şeyin en doğrusunu düşünüp bizden önce duruma el koyması gerekiyor fakat realitede öyle olmadığını görebiliyoruz. Devlet bizden bağımsız bir organizma değil. Bu arz-talep meselesi. Değişimi talep edersiniz ve devlette buna karşılık verir. Biz önce bireyler, sonra da kitleler olarak değiştirme gücüne sahibiz.


Bu bireysel bir direniştir ve çok kıymetlidir. Bir şeyi değiştiremeyeceğimizi düşünmek kolaya kaçmak gibi geliyor. Düşünün ki çevreyi koruma farkındalığını taşıyor hatta buna hizmet ettiğiniz pozisyonlarda çalışıyorsunuz ama önce kendi alışkanlıklarınızı değiştirmeyi aklınızdan bile geçirmiyorsunuz. Bir çevre koruma eylemi yapıp, çöplerimizi arkamızda bırakmak gibi…


Gezegende bir kum tanesi olabiliriz. Ama bir kum tanesini değiştirmek her şeyin başlangıcı olabilir. Ne mutlu bireysel gücünün farkında olanlara ve değişim yoluna adım atanlara…

0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör